Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://asesssjournal.com/index.php/pub <p>Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi 2021 yılında kurulmuş, yılda 2 kez yayımlanan, hakemli bir ulusal dergidir. Yayım dili Türkçedir. Dergi sosyal bilimler alanlarında disiplinlerarası ve karşılaştırmalı araştırmalar, eleştirel çalışmalar ve alternatif yaklaşımları desteklemektedir. Dergimiz, hem teorik hem de uygulamaya yönelik, çalışmaların gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi açısından entellektüel bir tartışma platformu oluşturmayı amaçlamaktadır.</p> <p> </p> <p> </p> <p> </p> ASES CONGRESS tr-TR Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi 2822-6828 Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun Günlük Yaşam Üzerindeki Etkileri Üzerine Bir Derleme https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/135 <p>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), yalnızca çocukluk dönemiyle sınırlı kalmayıp, yetişkinlik döneminde de önemli işlevsel bozulmalara yol açan nörogelişimsel bir bozukluktur. “Yetişkin DEHB’si, bireyin akademik, mesleki ve sosyal işlevselliğini ciddi şekilde etkileyen kalıcı bir rahatsızlık olarak tanımlanır” Araştırmalar, DEHB’nin yetişkinlerde işyeri performansı, ilişki yönetimi ve genel yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Yetişkin DEHB’si olan bireyler arasında iş kaybı oranlarının daha yüksek olduğu ve kazalara daha yatkın oldukları bildirilmektedir. DEHB’nin etiyolojisine yönelik çalışmalarda, genetik faktörlerin rolü büyüktür. “DEHB’nin kalıtımsal geçiş oranı, ikiz çalışmaları ve aile araştırmalarıyla %70-80 arasında bulunmuştur”. Ancak yalnızca genetik faktörlerin değil, çevresel etkilerin de önemli katkılar sunduğu belirtilmektedir. Beyin görüntüleme çalışmaları, özellikle frontal korteks ve striatum bölgelerinde yapısal ve fonksiyonel anormallikler saptandığını ortaya koymuştur. Sosyal ve psikolojik faktörler de DEHB’nin şiddeti ve seyri üzerinde belirleyici olabilir. “Erken yaşantılarda yaşanan stres ve travmalar DEHB semptomlarının şiddetlenmesine katkıda bulunabilir”. Yetişkinlik döneminde DEHB tanısı almış bireyler, sıklıkla duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve madde kullanım bozuklukları gibi eş tanılarla başvurmaktadır. Tedavi yaklaşımlarında farmakoterapi ve psikoterapinin birlikte kullanımı önerilmektedir. “Meta-analizler, psikostimülanların yetişkin DEHB semptomlarını azaltmada etkili olduğunu göstermektedir” Ancak tek başına ilaç tedavisinin yeterli olmadığı, bireysel psikoterapiler ve bilişsel davranışçı terapilerin de uzun vadeli sonuçlar için önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu derleme çalışmasında, DEHB’nin yetişkin bireylerin günlük yaşamlarındaki etkileri kapsamlı bir şekilde ele alınmış; tanı, etiyoloji, belirtiler, tedavi yöntemleri ve literatürdeki güncel bulgular doğrultusunda analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, DEHB’nin yaşam boyu süren bir bozukluk olduğunu ve bireysel, toplumsal düzeyde ciddi etkiler doğurduğunu göstermektedir.</p> <p>Attention Deficit Hyperactivity Disorder (ADHD) is a neurodevelopmental disorder that causes significant functional impairments in adulthood as well as in childhood. “Adult ADHD is described as a persistent disorder that severely affects academic, occupational, and social functioning”. Studies have shown that ADHD adversely impacts workplace performance, relationship management, and overall quality of life among adults. Adults with ADHD are reported to have higher rates of job loss and a greater susceptibility to accidents. Genetic factors play a substantial role in the etiology of ADHD. “The heritability rate of ADHD has been found to be between 70-80% through twin and family studies”. Nevertheless, environmental factors also contribute significantly. Neuroimaging studies have revealed structural and functional abnormalities particularly in the frontal cortex and striatum. Social and psychological factors also influence the severity and course of ADHD. “Early life stress and traumas may contribute to the intensification of ADHD symptoms”. Adults diagnosed with ADHD frequently present with comorbid mood disorders, anxiety disorders, and substance use disorders. Current treatment approaches recommend the combined use of pharmacotherapy and psychotherapy. “Meta-analyses show that psychostimulants are effective in reducing adult ADHD symptoms”. However, medication alone is not sufficient; individual psychotherapy and cognitive-behavioral therapy are crucial for long-term outcomes. In this review study, the effects of ADHD on the daily lives of adults have been comprehensively discussed, analyzing diagnosis, etiology, symptoms, treatment methods, and recent literature findings. The results suggest that ADHD is a lifelong disorder with serious individual and societal impacts.</p> <p> </p> Ezgi PEK Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 803 819 10.5281/zenodo.18006131 Özel Yetenekli Ortaöğretim Öğrencilerinin Birden Fazla Kuruma Devam Etme Noktasında Görüşleri https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/137 <p>Bu çalışmanın amacı, Fen lisesi ve Bilim ve Sanat Merkezine (BİLSEM) devam eden özel yetenekli öğrencilerin birden fazla kuruma devam etmelerinin bu öğrenciler üzerindeki etkilerine genel bir bakıştır. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması olup, veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Fen Lisesine ve BİLSEM’e devam eden yirmi (20) özel yetenekli öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubunda yer alan öğrencilerin 5 tanesi ayrıca özel kurs/derse de devam etmektedir. Çalışmada veriler araştırmacı tarafından geliştirilen ve alanında uzman akademisyenlerin görüşleri alınarak uygulanan yarı yapılandırılmış görüşme formuyla elde edilmiştir. Araştırma sonucunda öğrencilerin tamamı severek ve isteyerek gittikleri kurum olarak BİLSEM’i işaret etmişlerdir. Öğrencilerin büyük kısmı birden fazla kurumdan eğitim almanın avantajlarından söz ederken, dezavantajları arasında ise çoğunlukla yorucu oluşundan söz etmişlerdir. Bu kurumlar arasından tercih yapmaları gerektiğinde ise Fen lisesini tercih edeceklerini çünkü üniversite sınav sistemini (YKS) işaret ederek ancak Fen lisesinde aldıkları eğitimle istedikleri mesleğe ulaşabileceklerini belirtmişlerdir.</p> <p>The purpose of this study is to take a general look at the effects of specially talented students <br />attending Science High School and Science and Art Center on these students if they attend more <br />than one institution. The study is a case study, one of the qualitative research methods, and the <br />data was analyzed using the content analysis method. The study group of the research consists <br />of twenty (20) specially talented students attending Science High School and BİLSEM in Iğdır <br />in the 2024-2025 academic year. 5 of the students in the study group also attend private <br />courses/lessons. In the study, the data were obtained with a semi-structured interview form <br />developed by the researcher and applied by taking the opinions of academicians who are experts <br />in the field. As a result of the research, all of the students pointed out BİLSEM as the institution <br />they attended willingly and with pleasure. While most of the students mentioned the advantages <br />of receiving education from more than one institution, they mostly mentioned that it was tiring <br />among the disadvantages. When they had to choose among these institutions, they stated that <br />they would choose the Science High School because they could only reach the profession they <br />wanted with the education they received in the Science High School, pointing to the university <br />examination system.</p> Melih Burak ÖZDEMİR Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 820 840 10.5281/zenodo.18006169 Majör Depresyon Bozukluğunda Bilişsel Davranışçı Terapi: Olgu Sunumu https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/139 <p>Bu çalışmanın amacı, danışanın aldatılması ve ilişkisini bitirmesi sonucunda ortaya çıkan depresif semptomlarını azaltmak ve yaşam kalitesini arttırmaktır.&nbsp; Danışanın Son 6 aydır çökkün ruh hali, değersizlik hissi, ilgi kaybı, uyku ve iştah sorunlarını yaşamasıyla birlikte Majör Depresyon Bozukluğu olduğu düşünülmüştür. Çalışma DSM-5 tanı kriterleri doğrultusunda yürütülmüştür. Kadın danışan ile sekiz seans yürütülmüştür. Seanslarda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımı kullanılmıştır. Tedavi sürecinde ABC modeli, ev ödevi, gevşeme teknikleri ve rol oynama teknikleri kullanılmıştır. Bilişsel teknikler ile otomatik düşünceleri &nbsp;“Ben değersiz biriyim” ve ardından, “Ben sevilmeye layık biri değilim” temel inancı keşfedilerek işlevsel hale getirilmiştir. Bu adımdan sonra davranışsal teknikler kullanılarak, seanslarda gevşeme egzersizleri ile stresle başa çıkma stratejileri öğretilmiştir. Tedavi sürecindeki müdahaleler sonucunda, danışanın depresif semptomlarının azaldığı ve olumlu yönde ilerleme kaydettiği gözlemlenmiştir. Sonuç olarak BDT temelli müdahaleler, danışanın psikolojik iyi oluşunu olumlu yönde etkilemektedir. Depresyon belirtilerini nüks etmemesi için BDT sürecinin sistematik ve hedefe yönelik sürdürülmesi önerilmektedir.</p> Ecem ANAR Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 841 853 10.5281/zenodo.18006256 Anadoluculuğun Eklektik Analizi ve Sosyoekonomik Çözüm Önerileri (1923-1945) https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/140 <p>Türkiye’de yapısal dönüşümlerin birbirini izlediği 19.yüzyılda düşünce dünyasında da kayda değer bir hareketlilik gözlemlendi. Her biri ayrı bir kurtuluş reçetesi öneren düşünce kalıplarının, çağı doğru okuyamaması üzerine 20.yüzyılın başlarında “gelenekçi” modernleşmeyi savunan Anadoluculuk ortaya çıktı. Bu noktada düşünce, Anadolu ve Trakya topraklarının taşıdığı yüksek önem üzerine inşa edildi. Çeşitli ögelerden meydana gelen düşüncenin temel hedefi, üzerinde barınılan yerleri “vatanlaştırıp kalkındırmak” şeklinde kurgulandı. Anadoluculuğun kotları ve hali hazırdaki geçerliliğini irdeleyen bu çalışmada sırasıyla düşüncenin doğuşu, ana değerleri, milliyet olgusuna yaklaşımı, Türk tarihine bakışı ve Türkiye’nin köklü sosyoekonomik meselelerine karşı ürettiği çözümler ele alındı. Bir hayli uzun zaman gerektiren kaynak temini aşamasından sonra süreli yayınlar titizlikle tarandı. Düşünürlerin buralarda yayımlanmış yazıları ekseninde çalışmaya biçim verildi. Entelektüel ve analitik düzeyi epey yüksek olan Anadoluculuğun pragmatik yanları göz önüne serildi. Teorisyenler arasında yaşanan tartışma ve farklı açıdan yaklaşımların düşünceye sağladığı zenginlikler dile getirildi. Kronolojik gelişime bağlı kalınarak düşüncenin işlevselliği sorgulandı ve eğitim öğretim merkezli sonuçlara ulaşıldı. Ekonomik savlar, değerlendirmeler ve tespitlerin ülkenin ilerlemesi için nasıl bir ufuk açtığı mihenk taşına yatırıldı. Kısmen arşiv kaynaklarının da kullanıldığı çalışmada, Anadoluculuk adı altında sunulanların sürdürülebilirliğinin sağlaması yapıldı. Varılan noktada, düşüncenin dinamiklerinin kronikleşmiş sorunlar karşısında çıkış yolu gösteren bir kimyasının bulunduğu saptandı.</p> Fahri ÖZTEKE Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 854 873 10.5281/zenodo.18006429 Mindfulness Temelli Müdahalelerin Anksiyete Üzerindeki Etkisi. Bir Derleme Çalışması https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/142 <p>Bu derleme çalışması, mindfulness temelli müdahalelerin anksiyete üzerindeki etkilerini sistematik şekilde incelemektedir. Günümüzde artan stres faktörleri, anksiyete bozukluklarının yaygınlaşmasına neden olurken, geleneksel tedavi yöntemleri yetersiz kalabilmektedir. Mindfulness yaklaşımı; bireyin dikkatini yargılamadan şimdiki ana yönlendirmesini esas alarak, farkındalık yoluyla psikolojik dayanıklılığı artırmayı hedeflemektedir. MBSR ve MBCT gibi yapılandırılmış programlar, dikkat kontrolü, duygusal düzenleme ve bilişsel esneklik gelişimini desteklemektedir. İncelenen çalışmalar, mindfulness temelli uygulamaların anksiyete semptomlarını azaltmada etkili olduğunu ve bireyin stresle başa çıkma becerilerini güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca bu uygulamaların bireysel, grup ve dijital ortamda başarıyla yürütülebilmesi, erişilebilirliğini artırmaktadır. Sonuç olarak, mindfulness temelli müdahaleler, kısa ve uzun vadeli ruhsal iyilik hâline önemli katkılar sunmaktadır.</p> Aleyna KÖK Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 874 887 10.5281/zenodo.18006550 Bilişsel Davranışçı Terapi Yaklaşımının Majör Depresyon Tedavisindeki Rolü Üzerine Bir Derleme Çalışması https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/144 <p>Majör Depresif Bozukluk (MDB), bireyin yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyen ve yaygın olarak görülen bir ruhsal bozukluktur. Bu bağlamda, etkili psikoterapötik müdahalelerin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), işlevsel olmayan düşünce kalıplarını değiştirerek bireyin psikolojik esnekliğini artırmayı amaçlayan, yapılandırılmış ve kanıta dayalı bir yaklaşımdır. Geleneksel yüz yüze terapilerin yanı sıra, dijital platformlar üzerinden sunulan internet tabanlı BDT (iCBT) uygulamaları da son yıllarda dikkat çekici bir yaygınlık ve etkinlik kazanmıştır.<br />Araştırmalar, hem bireysel hem de grup formatlarında uygulanan BDT’nin depresyon belirtilerini azaltmada etkili olduğunu ve çeşitli yaş grupları ile kültürel bağlamlarda uyarlanabilirliğe sahip olduğunu göstermektedir. iCBT, düşük maliyet ve yüksek erişilebilirlik avantajlarıyla, özellikle sosyal izolasyon gibi modern yaşamın getirdiği risk faktörlerine karşı önemli bir çözüm sunmaktadır. Ayrıca, depresyonun tekrarlama riskini azaltıcı etkisi ile BDT, uzun vadeli bir tedavi stratejisi olarak da öne çıkmaktadır.<br />Sonuç olarak, bilişsel davranışçı terapiler, hem geleneksel hem de dijital formatlarda, majör depresyonun tedavisinde güvenilir ve etkili bir yöntem sunmakta; ruh sağlığı hizmetlerinde merkezi bir rol üstlenmektedir.</p> İrem DELİBAŞ Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 888 895 10.5281/zenodo.18006582 Obsesif Kompulsif Bozukluk İçin Psikoterapi Tedavilerine İlişkin Literatür İncelemesi (2015–2023) https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/145 <p>Bu derleme çalışmasının amacı, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) tedavisinde kullanılan psikoterapi yaklaşımlarının etkinliğini mevcut bilimsel araştırmalar doğrultusunda değerlendirmektir. İncelenen literatürde kabul ve kararlılık terapisi, maruz bırakma ve tepki önleme, farkındalık temelli bilişsel terapi, internet temelli bilişsel davranışçı terapi, aile odaklı psikolojik müdahaleler, sanal gerçeklik destekli terapiler ve metabilişsel eğitim gibi çeşitli yöntemlerin kullanıldığı görülmektedir. Psikoterapi uygulamalarının OKB belirtilerinde genel olarak anlamlı düzeyde azalma sağladığı bulgulanmıştır. Bununla birlikte, farklı terapi türlerinin ve uygulama biçimlerinin etki düzeyinde değişkenlik yarattığı gözlemlenmektedir. Bulgular, psikoterapi temelli yaklaşımların OKB tedavisinde etkili ve uygulanabilir seçenekler sunduğunu göstermektedir. Bu durum, hem bireysel hem de grup temelli terapötik müdahalelerin OKB semptomlarını hafifletmede kullanılabileceğine işaret etmektedir.</p> Nisanur ERTUĞRUL Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 896 911 10.5281/zenodo.18006611 Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tedavisinde Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşlemleme Terapisinin (Emdr) Etkinliğine Yönelik Bir Derleme Çalışması https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/146 <h2><strong>Özet</strong></h2> <p>Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), bireyin yaşamını tehdit eden ya da ruhsal bütünlüğünü derinden sarsan olaylar sonrasında gelişen, işlevselliği ciddi şekilde etkileyen bir ruhsal bozukluktur. Bu bozukluk, yalnızca bireyin iç dünyasında değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerinde ve mesleki yaşamında da belirgin sorunlara yol açabilmektedir. TSSB’nin tedavisinde çeşitli psikoterapi yöntemleri kullanılmakta olup, son yıllarda dikkat çeken yaklaşımlardan biri de Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) terapisidir. EMDR, bireyin travmatik anılarına dair algılarını yeniden yapılandırarak semptomların hafiflemesini hedefleyen yapılandırılmış ve kanıta dayalı bir terapi biçimidir.</p> <p>Bu derleme çalışmasında, EMDR'nin TSSB üzerindeki etkililiğini inceleyen randomize kontrollü araştırmalar ışığında yöntemin terapötik etkileri ele alınmıştır. Literatürde yer alan bulgular, EMDR’nin yalnızca semptomatik iyileşme değil, aynı zamanda duygusal düzenleme, işlevsellik kazanımı ve olumsuz inanç sistemlerinin dönüşümü açısından da etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Farklı yaş gruplarında ve çeşitli risk gruplarında yürütülen çalışmalarda, EMDR'nin psikolojik iyilik halini destekleyen çok yönlü bir müdahale olduğu vurgulanmaktadır.</p> <p>EMDR’nin kısa süreli oluşu, yapılandırılmış protokollerle uygulanabilmesi ve farklı bağlamlara uyarlanabilirliği, bu yöntemin terapi sürecinde tercih edilmesini kolaylaştırmaktadır. Elde edilen bilimsel bulgular, EMDR’nin TSSB tedavisinde güvenilir, etkili ve sürdürülebilir bir seçenek olduğunu desteklemektedir. Bu derleme, klinik uygulamalar için yön gösterici olmayı ve gelecekteki araştırmalara sağlam bir temel sunmayı amaçlamaktadır.</p> Akif Eren YİĞİT Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 912 921 10.5281/zenodo.18006663 Özel Yetenekli Öğrenciler İçin Sosyal Bilgiler Eğitiminde Farklılaştırmanın Gerekliliği https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/147 <p>Sosyal bilgiler dersi müfredatı ile yaratıcı ve eleştirel düşünme, problem çözme, karar verme, girişimcilik ve araştırma gibi genel becerilerin yanı sıra, zamanı ve kronolojiyi anlama, değişim ve sürekliliği anlama, kanıtları kullanma, mekânsal beceriler, coğrafi beceriler ve tarihsel beceriler gibi becerilerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Öğretmenlerin öğrencilerdeki değişimleri ve kazanımları gözlemlemesi ayrıca öğrencilerin konulara karşı olan yaklaşımlarını dikkatlice değerlendirmeleri gerekli görülmektedir. Bu bağlamda oluşturulan programlarda eğitim alan öğrencilerin kronolojik yaşı ve o yaşın gerektirdiği bilişsel ve psikososyal gelişim dikkate alınmaktadır. Zira gelişimin kronolojik yaşa göre düzenli ve aşamalı olarak gerçekleştiği bilinmektedir. Özel yetenekli insanların gelişimlerinde ise, kronolojik yaş ile yetenekler arasında çelişkiler olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Üstünlüğün gelişimi, özellikle çok yüksek seviyelerde (145 IQ ve üstü) düzensiz bir yol izleyebilir. Özel yetenekli bireylerin tanımlarına baktığımızda daha fazla farkındalık, duyarlılık, bilişsel ve duyuşsal deneyimleri daha iyi algılama becerisinden bahsedildiği görülmektedir. Bu bireyler aynı zamanda bilişsel yetenekleri nedeniyle duygusal olarak da gelişirler. Sonuç olarak akranlarından farklı düşünmeleri ve daha karmaşık bilişsel görevlerde daha başarılı olmaları muhakeme ve kavrama becerilerinin daha iyi olmasını sağlayabilmektedir. Bu nedenle özel yetenekli öğrencilerin yaşıtlarına göre farklılaştırılmış eğitim almaları gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada da özel yetenekli öğrencilerin almaları gereken farklılaştırılmış sosyal bilgiler eğitimi irdelenmeye ve bu eğitimin gerekliliği açıklanmaya çalışılmıştır.</p> İsa ALİÇ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 922 932 10.5281/zenodo.18006704 Borderline Kişilik Bozukluğu Tedavisinde Diyalektik Davranış Terapisinin Etkinliğine Yönelik Bir Derleme Çalışması https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/149 <p>Bu çalışma, 2013-2023 yılları arasında yayımlanmış randomize kontrollü deneysel çalışmaların meta-analizi yoluyla Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) tedavisinde Diyalektik Davranış Terapisi’nin (DBT) etkinliğini sistematik olarak değerlendirmektedir. DBT, BKB’nin temel belirtileri olan duygusal düzensizlik, kendine zarar verme davranışları, intihar riski ve sosyal işlevsellik problemlerine yönelik geliştirilmiş, kanıt temelli bir terapi modeli olarak kabul görmektedir. Analizler, DBT uygulanan gruplarda duygusal düzenleme becerilerinde ve dürtü kontrolünde anlamlı iyileşmeler olduğunu göstermiş; özellikle kendine zarar verme ve intihar girişimleri sıklığında belirgin azalmalar saptanmıştır. Sosyal işlevsellik ve yaşam kalitesine yönelik ölçümler de tedavi grubunda pozitif değişiklikler ortaya koymuş, bu da DBT’nin sadece semptomatik iyileşme sağlamanın ötesinde, bireylerin toplumsal uyum ve yaşam doyumunu artırmada kapsamlı bir psikososyal iyileşme modeli sunduğunu göstermektedir. Demografik değişkenler ve tedavi süresi gibi faktörlerin etkinlik üzerindeki etkisi anlamlı bulunmazken, metodolojik heterojenlik ve örneklem farklılıkları gibi sınırlılıklar sonuçların genellenebilirliğini kısıtlamaktadır. Sonuç olarak, elde edilen bulgular DBT’nin BKB tedavisinde güvenilir ve etkili bir yöntem olduğunu güçlü biçimde desteklemekte olup, terapinin klinik uygulamalarda öncelikli tedavi seçeneği olarak benimsenmesi önerilmektedir; ayrıca, gelecekte yapılacak araştırmaların tedavi mekanizmalarını daha ayrıntılı incelemesi ve uzun dönemli etkinlik değerlendirmelerine odaklanması gerekmektedir.</p> Nisanur AYTAÇ Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 933 943 10.5281/zenodo.18006737 Cumhuriyet Döneminden Günümüze Sosyal Bilgiler Öğretiminin Dönüşümü https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/151 <p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Türkiye’de ilkokul ve ortaokullarda okutulan sosyal bilgiler dersi, öğrencilerin sosyal hayata etkin bir şekilde katılımı için gerekli temel bilgi, beceri ve değerleri kazandırmada merkezi bir rol üstlenmektedir. Bu yeterliliklerin önemli bir bölümü, özellikle ilkokul düzeyinde okutulan sosyal bilgiler ve hayat bilgisi dersleri aracılığıyla edinilmekte, böylece öğrencilerin sosyal, ahlaki ve vatandaşlık gelişimlerinin temeli atılmaktadır. Bu konumlandırma, sosyal bilgileri yalnızca akademik bir ders olmaktan çıkararak müfredatın en kritik unsurlarından biri haline getirmekte ve bireyleri vatandaşlık bilinci ile yaşam boyu sosyal katılım için hazırlamaktadır.</p> <p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Türkiye’de eğitim sisteminin tarihsel gelişimi incelendiğinde, program geliştirme çalışmalarının hiçbir zaman durağan olmadığı görülmektedir. Aksine, eğitim programları sürekli olarak toplumsal ihtiyaçlardaki değişimlere ve siyasi-ideolojik koşullardaki dönüşümlere bağlı olarak yeniden şekillenmiştir. Temel eğitim programının merkezinde yer alan sosyal bilgiler dersi de bu dinamiklerden bağımsız düşünülemez. Bazı dönemlerde siyasi ve ideolojik kaygılar ön plana çıkarken, diğer dönemlerde modernleşme, küreselleşme ve toplumsal değişimlerin gereklilikleri programın içeriğini belirlemiştir. Dolayısıyla sosyal bilgiler eğitimi, hem dönemin sosyo-politik iklimini yansıtan hem de genç nesillerin vatandaşlık ve ahlaki yönelimlerini biçimlendiren bir araç niteliği taşımaktadır.</p> <p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Sosyal bilgilerin önemi sınıf içi bağlamın ötesine uzanmaktadır. Dersin temel işlevi yalnızca bilgi aktarmak değil, aynı zamanda öğrencilere sosyal normları, etik değerleri ve evrensel ilkeleri içselleştirme imkânı sunmaktır. Bu açıdan sosyal bilgiler, çift yönlü bir işlev üstlenmektedir: Bir yandan ulusal kimliği ve kültürel mirası öğrencilere aktarırken, diğer yandan evrensel insani değerleri beslemekte; küresel farkındalık ve kültürlerarası anlayışın gelişmesine katkıda bulunmaktadır.</p> <p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Bu çalışma, Cumhuriyet döneminden günümüze kadar Türkiye’de sosyal bilgiler eğitiminin geçirdiği dönüşümleri incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda özellikle öğretim programları ve ders kitaplarının gelişimi üzerinde durulmuştur; çünkü bu unsurlar, eğitim politikalarının ve pedagojik önceliklerin en somut yansımalarını oluşturmaktadır. Tarihsel ve pedagojik bir analiz yoluyla, sosyal bilgilerin zaman içerisinde değişen siyasi, toplumsal ve kültürel bağlamlara nasıl uyum sağladığı ortaya konulmuştur.</p> <p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;">Sonuç olarak bu araştırma, sosyal bilgilerin yalnızca akademik bilgi aktaran bir ders olmadığını, aynı zamanda öğrencilerin sosyal, ahlaki ve evrensel değerlerle donanmış bireyler olarak yetişmesinde hayati bir rol oynadığını vurgulamaktadır. Elde edilen bulgular, program geliştirme ve değerler eğitimi üzerine yapılan tartışmalara katkı sağlamayı ve sosyal bilgiler öğretimine yönelik gelecek politika ve uygulamalara ışık tutmayı amaçlamaktadır.</p> İsa ALİÇ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 944 957 10.5281/zenodo.18006770 Obsesif Kompulsif Bozukluğu ve Kabul ve Kararlılık Terapisi Üzerine Derleme https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/152 <p style="font-weight: 400;"> </p> <p style="font-weight: 400;">Bu derleme çalışması, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) yaşayan bireylerde Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin (KKT) etkililiğini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Derleme makalesi, belirli bir konuyla ilgili daha önce yapılmış araştırmaları inceleyip, bu çalışmaların bulgularını bir araya getirerek konuya dair genel bir değerlendirme yapan bir yazı türüdür. Bu tür makaleler, mevcut literatürdeki eğilimleri, çelişkileri ve araştırma boşluklarını belirleyerek, alandaki yeni araştırmalar için bir temel oluşturmaktadır. Bu bağlamda, 2019-2024 yılları arasında yayımlanmış ve Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye, Çin, İran ve Güney Kore gibi farklı ülkelerde yürütülmüş altı çalışma incelenmiştir. Çalışmalarda herhangi bir ölçek kullanılmamış, yalnızca literatür taramasına dayalı içerik analizi yöntemiyle bulgular değerlendirilmiştir. OKB, bireyin kontrol etmekte zorlandığı, tekrar eden düşünceler (obsesyonlar) ve bu düşüncelerle başa çıkmak amacıyla yapılan yineleyici davranışlar (kompulsiyonlar) ile karakterize edilen bir ruhsal bozukluktur. KKT ise bireyin içsel deneyimlerini bastırmak yerine kabul etmesini ve kendi değerlerine uygun eylemler gerçekleştirmesini esas alan üçüncü dalga bir terapi yaklaşımıdır. Derleme kapsamında ulaşılan bulgular, KKT’nin OKB semptomlarını azaltmada etkili olduğunu, bireylerin psikolojik esnekliklerini artırarak tedaviye uyumlarını güçlendirdiğini göstermektedir. Özellikle obsesyonların kabullenilmesi ve bu düşüncelerle savaşmaktan vazgeçilmesi, bireylerin yaşam kalitesini olumlu yönde etkilemektedir. Ayrıca, KKT’nin diğer terapi yöntemleriyle birlikte kullanıldığında sinerjik etkiler yaratarak tedavi başarısını artırdığı görülmüştür. Sonuç olarak, KKT OKB tedavisinde umut vadeden ve etkili bir terapi yöntemi olarak değerlendirilmektedir. Gelecekte yapılacak araştırmalarda farklı kültürel bağlamlar ve geniş örneklemlerle KKT’nin etkililiğinin daha derinlemesine incelenmesi önerilmektedir.</p> <p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p> Melis ÖZÇAĞLI Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 958 972 10.5281/zenodo.18006796 Endüstri Mirası Olarak Maden Mirası: Balya Madenlerine Yönelik Bir Araştırma https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/153 <p>Üretim teknolojisindeki gelişmelere ayak uyduramayarak işlevlerini yitiren endüstriyel miras eserleri kullanılmadığında âtıl duruma gelirler. İnşa edildikleri dönemdeki sosyal, kültürel, teknolojik, ekonomik yaşamın içinde şekillenen endüstriyel ve kültürel tarihe tanıklık eden bu eserler toplumların hafızasında önemli yere sahiptir. Endüstriyel mirasın ekonomik, sosyal ve kültürel kimliğin inşasındaki etkisi onun alt unsurlarından olan maden mirasına yönelik ilgiyi artırmıştır. Geçmişte yapılan madencilik faaliyeti ile ilgili toplumsal değerler maden mirası aracılığıyla temsil edilmektedir. Kullanım ömrünü tamamlayan maden mirası gibi endüstriyel varlıkların yeniden işlevlendirilerek korunması kültürel mirasın sürdürülebilirliği için önemlidir. Endüstriyel miras eserlerinin korunarak gelecek nesillere ulaştırılması son zamanlarda yerli ve yabancı araştırmalarda üzerinde durulan önemli konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmada ülkedeki maden mirası varlıkları açısından tarihi en eski olan ve Osmanlılarda ilk maden ihracatının yapıldığı Balya ilçesi madenlerinin maden mirası kapsamında korunmasını değerlendirmektedir.</p> Ahmet KARATAŞ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 973 981 10.5281/zenodo.18006819 Küresel İklim Değişikliği İle İlgili Tarsus Çiftçilerin Görüşlerinin İncelenmesi https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/156 <p>Bu çalışmanın amacı küresel iklim değişikliği ile ilgili Tarsus çiftçilerin görüşlerinin incelenmesidir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi desenlerinden durum çalışması kullanılırken, veri toplama yöntemi olarak görüşme tekniği tercih edilmiştir. 7 gönüllü katılımcıya toplam 12 adet açık uçlu soru sorulmuştur. Analizlerin yapımı esnasında görüşmecilerin fikirlerinden çokça alıntı yapılarak ve bu kapsamda veri toplama, araştırma örneklemi, araştırmanın modeli ve analiz yöntemi detaylı bir şekilde anlatılarak geçerlilik ve güvenirlilik sağlanmıştır. Çalışmaya istekli katılımcıların katılması da güvenirliliği sağlamaktadır. Analizler yapılırken en doğru sonuca ulaşabilmek adına bağımsız bir şekilde değerlendirme yapılmış ve daha sonra bulgular karşılaştırılarak ortak noktalar belirlenmiştir. Kodlar tablolar haline getirilmiş, yatay ve dikey olarak incelemeler yapılmıştır. Katılımcıların traktör arkasına takılarak çalıştırılan, pulluk, holder, römork, rotivatör gibi çok önemli parçalara sahip oldukları, ayrıca birçok tarımsal mekanizmayı edinmede özen gösterdiği ve teknolojik gelişmeleri de takip ederek kendilerini modernleştirmeye de çalıştıkları söylenebilir. İklim şartları ve mevsim geçişlerinin tarımsal üretim takvimi belirlemede önemli etkenler olduğu, iklim değişikliğinin tarımsal üretim takviminde aksamalara neden olabileceği görüşlerine ulaşılmıştır. Küresel iklim değişikliğinden etkilenmenin en aza indirgenmesi değişimler ve ürünlerin yetiştirilmesi konusunda yeterli bilgilendirmeyle mümkün olacaktır.</p> Halil Dündar CANGÜVEN Muhammet Eren ERİNMEZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 982 997 10.5281/zenodo.18006841 Milli Mücadele Döneminde Kamu Yönetiminin Medya Araçları: Destekleyici ve Karşıt Söylemlerin Analizi https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/157 <p>Bu makalede, milli mücadele döneminde yayın yapan gazetelerin sürece olan etkileri incelenmiştir. İnceleme çerçevesinde, dönemin basınının hem halkı bilgilendirme ve direniş ruhunu besleme yönünden olumlu katkıları hem de işgal güçleriyle işbirliği yaparak mücadeleyi zayıflatma çabaları değerlendirilmiştir. Anadolu'da çıkan gazetelerin, milli bilincin oluşumundaki rolü vurgulanırken; İstanbul merkezli bazı gazetelerin ise kamuoyunu yanıltarak direnişi engellemeye çalıştıkları gösterilmiştir. Bu bağlamda, basının dönemin siyasi atmosferindeki belirleyici gücüne dikkat çekilmiştir.</p> Mustafa Gökberk ERTAN Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 998 1011 10.5281/zenodo.18006911 Çocukluk Çağı Travmalarının Narsisizm, Makyavelizm Ve Psikopati İle İlişkisi Üzerine Bir Derleme https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/158 <p><span class="s15"><span class="bumpedFont15">Bu </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">derleme </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">çalışma</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">sının</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> amacı </span></span><a name="OLE_LINK3"></a><span class="s15"><span class="bumpedFont15">çocukluk çağı travmalarının narsisizm, </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">makyavelizm</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> ve psikopati ile ilişkisinin incelenmesidir.</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> Narsisizm, </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">makyavelizm</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> ve psikopatinin birleşimine karanlık üçlü adı verilir.</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> Bu </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">amaçla </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">çocukluk çağı travmaları</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">, </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">narsisizm, </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">makyavelizm</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> ve psikopati</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">nin tanımlamalarını</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> ve</span></span> <span class="s15"><span class="bumpedFont15">Çocukluk çağı travmalarının karanlık üçlüyle olan ilişkisi</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> değerlendirilmiştir.</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> Çocukluk çağında yaşanan travmatik olaylar ileride bireyin kişiliğinin karanlık yönlerini ortaya çıkarabilmektedir.</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> Çocukluk çağı ve karanlık üçlü terimleri her geçen gün daha sık bir arada </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">incelenmeye başlanmıştır. Bu</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> nedenle bu derleme bu alanda yapılan çalışmaları barındırdığı için önem </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">taşımaktadır.</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">Ç</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">ocukluk</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> çağında</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> yaşadığı travmalar</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">ı</span></span> <span class="s15"><span class="bumpedFont15">olan genç yetişkinlerde kişilik özelliklerinin olumsuz yönde şekillenmesini önlemek için erken müdahale programları uygulanmalıdır. Özellikle psikoeğitim ve bireysel/danışmanlık temelli müdahaleler, olası uyum sorunlarını azaltmada etkili olabilir</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">.</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> Ulaşılan sonuca bakıldığı zaman </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">Çocuklukta</span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15"> yaşadığı travmatik </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">durumların yetişkinlik döneminde bireyin yaşayacağı </span></span><span class="s15"><span class="bumpedFont15">problemlerin en aza indirilmesi açısından bu çalışma büyük önem taşımaktadır.</span></span></p> <p class="s17">&nbsp;</p> Ceren SÜRER Meryem KARAAZİZ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 912 920 10.5281/zenodo.18006931 Millî Eğitim Bakanlığı Stratejik Planlarında Cinsiyet Temelli İfadeler: 2010–2028 Dönemi Karşılaştırmalı Bir Analiz https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/159 <p>Bu çalışmada, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan 2010-2028 yılları arasındaki stratejik planlarında yer alan kız öğrenciler ve kadın çalışanlar ile ilgili ifadelerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Stratejik planlar, eğitim sisteminin yönünü, önceliklerini ve politika dilini belirleyen temel belgeler olduğundan, bu planlarda cinsiyet temelli ifadelerin görünürlüğü ve niteliği, eşitlikçi eğitim anlayışının kurumsal düzeydeki yansımalarını anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Araştırma, doküman incelemesine dayalı nitel bir çalışma olarak desenlenmiş; veri kaynağı olarak MEB’in 2010–2014, 2015–2019, 2019–2023 ve 2024–2028 stratejik planlarının tam metinleri kullanılmıştır. Veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları, planlarda toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin ifadelere yer verme düzeyinin yıllar içinde değiştiğini göstermektedir. 2010–2014 Stratejik Planı, özellikle “kız–erkek okullaşma farkı”nı azaltmaya yönelik performans göstergeleriyle cinsiyete duyarlı yaklaşımın en yoğun olduğu dönem olarak dikkat çekmektedir. 2015–2019 döneminde kız öğrenciler “özel politika gerektiren grup” olarak anılmakla birlikte cinsiyet temelli ifadelerin oldukça sınırlı olduğu görülmüştür. 2019–2023 Stratejik Planında cinsiyet temelli vurgu daha da azalmış; yalnızca yönetici pozisyonlarında kadın oranlarına ilişkin performans göstergesi ile kız öğrencilerin dezavantajlı grup olarak tanımlanmasına yer verilmiştir. Buna karşın 2024–2028 Stratejik Planında kadınların güçlendirilmesi, sosyal kapsayıcılık, fırsat eşitliği ve dezavantajların giderilmesine yönelik daha kapsamlı ifadeler yer almaktadır. MEB stratejik planlarında toplumsal cinsiyet eşitliği ifadelerinin dönemsel olarak dalgalandığı bazı dönemlerde görünürlük kazanırken bazı dönemlerde geri planda kaldığı görülmektedir. Araştırma sonucunda eğitim politikalarında toplumsal cinsiyet duyarlılığının sürdürülebilir bir politika yaklaşımı olarak güçlendirilmesi gerektiği önerilmektedir.</p> Gönül ŞENER Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 10.5281/zenodo.18006956 Yerel ekonomik kalkınmada coğrafi işaretler: Güney ege (Tr32) örneği https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/160 <p>Bu çalışma, son yıllarda Türkiye’de giderek daha fazla önem kazanan coğrafi işaretlerin yerel ekonomik kalkınmadaki rolünü Güney Ege Bölgesi (Aydın, Muğla, Denizli) örneği üzerinden incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, bölgedeki coğrafi işaretli ürünlerin yerel yönetimler tarafından ne ölçüde sahiplenildiğini ortaya koymak, tescil süreçlerine hangi kurumların öncülük ettiğini belirlemek ve coğrafi işaretlerin sosyo-ekonomik gelişmeye katkı potansiyelini değerlendirmektir. Bu kapsamda çalışma, hem Türkiye’deki yasal–kurumsal yapıyı hem de uluslararası iyi uygulamaları karşılaştırmalı biçimde ele alarak literatürde eksik olan kamu yönetimi ve yerel yönetimler boyutuna odaklanmaktadır.</p> <p>Coğrafi işaretler, ürünün ait olduğu bölgeyle kurduğu güçlü bağ sayesinde kaliteyi garanti eden, kültürel mirası koruyan ve yerel üreticilerin rekabet gücünü artıran önemli araçlardır. Çalışmada ayrıca coğrafi işaretlerin ekonomik etkileri (fiyat artışı, üretim hacminde büyüme, istihdam artışı, vergi gelirlerinin yükselmesi), sosyo-kültürel etkileri (yerel iş birliğinin gelişmesi, göçün azalması, turizm çekiciliğinin artması) ve yerel markalaşmaya katkıları ortaya konulmaktadır. Çalışma aynı zamanda çeşitli uluslararası örnekleri inceleyerek, başarılı coğrafi işaret yönetiminde iş birliği, güçlü kurumsal yapı, etkin denetim ve pazarlama faaliyetlerinin belirleyici olduğunu göstermektedir.</p> <p>Çalışmanın bulguları, üç il arasında belirgin farklar olduğunu ortaya koymaktadır. Aydın’da coğrafi işaret bilinci yüksek olup özellikle incir başta olmak üzere birçok ürün oda ve borsalar tarafından tescil edilmiştir; belediyelerin de belli ölçüde aktif olduğu görülmektedir. Denizli’de ise özellikle ilçe belediyelerinin (örneğin Çameli ve Tavas Belediyeleri) tescil süreçlerinde oldukça aktif olduğu, büyükşehir belediyesinin ise bu alanda düşük etkinlik gösterdiği tespit edilmektedir. Muğla’da ise toplam coğrafi işaret başvurusu fazla olmasına rağmen belediyelerin tescil faaliyetlerine sınırlı katkı sunduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, üretici birlikleri ve kooperatiflerin güçlü olduğu ülkelerin aksine, Türkiye’de yerel üreticilerin ve kooperatiflerin sürece yeterince dahil olmadığını göstermektedir.</p> <p>Sonuç olarak çalışma, coğrafi işaretlerin Güney Ege kentleri için önemli bir ekonomik ve kültürel potansiyel barındırdığını, ancak bu potansiyelin tam olarak değerlendirilebilmesi için yerel yönetimlerin daha bilinçli, koordineli ve aktif olması gerektiğini vurgulamaktadır. Etkin bir denetim sistemi, üretici örgütlenmesinin güçlendirilmesi ve ürünlerin ulusal, uluslararası pazarlarda daha görünür kılınması bölgesel kalkınma açısından kritik görülmektedir.</p> Fatma Neval GENÇ Sinem BAYAR Neslihan SAVAÇ Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 1030 1060 10.5281/zenodo.18006977 Okul Öncesi Dönemde Akran Zorbalığı: Çeşitli Değişkenler Açısından Analitik Bir Değerlendirme https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/161 <p>Bu araştırma, okul öncesi dönemde görülen akran zorbalığını çeşitli bireysel, ailesel ve çevresel değişkenler açısından kapsamlı biçimde incelemeyi amaçlamaktadır. Erken çocukluk yılları, sosyal etkileşimlerin yoğunlaştığı ve akran ilişkilerinin yapılandığı kritik bir dönemdir. Bu bağlamda, zorbalık davranışlarının bu yaşlarda ortaya çıkması, çocukların sosyal-duygusal gelişimini, benlik algılarını ve ileriki yıllardaki davranış örüntülerini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Çalışmada, ulusal ve uluslararası literatürde yer alan araştırmalar nitel veri analizi ilkelerine dayalı olarak incelenmiş; tematik analiz yöntemiyle zorbalık davranışlarının ortaya çıkış nedenleri, sonuçları ve ilişkili değişkenleri sistematik biçimde değerlendirilmiştir.</p> <p>Bulgular, akran zorbalığının çok boyutlu bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır. Bireysel düzeyde sosyal beceri yetersizlikleri, düşük duygusal düzenleme kapasitesi ve davranış problemleri zorbalık davranışlarına zemin hazırlamaktadır. Aile düzeyinde tutarsız disiplin, olumsuz ebeveyn tutumları ve sınırlı duygusal destek önemli risk faktörleri olarak belirlenmiştir. Okul bağlamında ise sınıf iklimi, öğretmen-çocuk etkileşimi ve okulun sosyal-kültürel yapısı zorbalığın yaygınlığını etkileyen kritik değişkenler arasında yer almaktadır. İncelenen araştırmalarda, koruyucu faktörler arasında pozitif öğretmen tutumları, destekleyici sınıf ortamı, aile katılımı ve sosyal-duygusal öğrenme uygulamalarının belirleyici rol oynadığı görülmüştür. Sonuç olarak, okul öncesi dönemde akran zorbalığını azaltmaya yönelik müdahalelerin hem aileyi, hem öğretmeni hem de okul ortamını kapsayan bütüncül bir yapıda olması gerektiği ortaya çıkmıştır.</p> Çiğdem BİLGİN Serkan NACAK Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 1061 1083 10.5281/zenodo.18007809 Homofobinin Toplumsal İnşası: Normatif Düzenler ve Kurumsal Mekanizmaların Etkileşimine Dayalı Sosyolojik Bir Değerlendirme https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/162 <p>Bu araştırma, homofobinin toplumsal inşa süreçlerinde nasıl üretildiğini, yeniden üretildiğini ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla nasıl meşrulaştırıldığını sosyolojik bir perspektiften ele almaktadır. Homofobi, yalnızca bireysel tutum veya psikolojik bir önyargı olarak değil, toplumsal normların, iktidar ilişkilerinin ve kültürel söylemlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir olgu olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışma, normatif düzenlerin özellikle heteronormativitenin toplumsal cinsiyet rolleri, aile yapısı, hukuk sistemi, eğitim kurumları ve medya tarafından nasıl sürekli olarak desteklendiğini tartışmaktadır.</p> <p>Heteronormatif düzen, toplumun kabul edilebilir cinsellik ve kimlik tanımlarını belirleyerek, bu çerçevenin dışında kalan yönelimleri sistematik biçimde marjinalleştirmektedir. Çalışmada, bu düzenin yalnızca kültürel bir beklenti değil, aynı zamanda kurumsal uygulamalarla pekiştirilen bir iktidar biçimi olduğu vurgulanmaktadır. Eğitim programlarında görünmezleştirme, hukuki düzenlemelerde ayrımcılık, dini söylemlerde norm dayatmaları ve medyada kalıp yargıların yeniden üretimi, homofobinin kurumsal köklerini oluşturmaktadır. Bu mekanizmalar, bireylerin algılarını biçimlendirmekle kalmayıp, toplumsal düzeyde ayrımcılığı sürdüren yapısal bir çerçeve yaratmaktadır.</p> <p>Çalışma ayrıca, homofobinin toplumsal ilişkilerdeki işlevlerine ve bu işlevlerin nasıl bir toplumsal kontrol mekanizmasına dönüştüğüne odaklanmaktadır. Homofobinin, mevcut iktidar yapılarını koruyan bir araç olarak işlediği, toplumsal uyum adı altında normdan sapma olarak görülen kimlik ve yönelimleri disipline ettiği belirtilmektedir. Bununla birlikte, farklı toplumsal bağlamlarda ortaya çıkan alternatif söylemler, direniş pratikleri ve kapsayıcı politikalar aracılığıyla bu düzenin sorgulanabildiği ve dönüşebildiği aktarılmaktadır. Sonuç olarak, homofobinin sosyolojik bir olgu olarak ele alınması, ayrımcılığın yalnızca bireysel değil, yapısal bir sorun olduğunu ortaya koymakta ve toplumsal dönüşüm için kurumsal düzenlemelerin önemini vurgulamaktadır.</p> Serkan NACAK Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 1084 1095 10.5281/zenodo.18007871 Okul Öncesi Öğretmenlerin Motivasyonunu Etkileyen Problem Durumlarının İncelenmesi https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/166 <p>Bu araştırmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin motivasyonunu etkileyen problem durumlarını öğretmen görüşleri doğrultusunda belirlemektir. Çalışma, nitel araştırma desenlerinden görüşme yöntemi kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Sinop ilinin merkez ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî kurumlarda görev yapan 16 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Katılımcılar, maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemiyle belirlenmiş; kurum yapısı, öğrenci profili, veli ilişkileri ve fiziki koşullar gibi değişkenler dikkate alınmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmış ve betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Bulgular, öğretmen motivasyonunu olumsuz etkileyen faktörlerin birden fazla boyutta ortaya çıktığını göstermektedir. Öğretmenlerin büyük çoğunluğu çalışma koşullarının yetersizliği, sınıfların kalabalık olması, eğitim materyallerinin eksikliği ve sınırlı fiziksel alanların etkinlik planlamayı zorlaştırdığı yönünde görüş bildirmiştir. Ayrıca, eğitim politikalarında yapılan hızlı değişikliklerin yeterli bilgilendirme ve hazırlık süreci olmadan uygulanması, öğretmenlerin sürece uyum sağlamasını zorlaştırmakta ve motivasyon kaybına yol açmaktadır. Bürokratik iş yükü, evrak yoğunluğu ve yönetimsel desteğin yetersizliği de öğretmenlerde tükenmişlik hissini artıran etkenler arasında yer almaktadır. Araştırmanın sonuçları, öğretmen motivasyonunun yalnızca bireysel bir süreç olmadığını; fiziksel koşullar, yönetsel tutum, kurum kültürü ve toplumsal algı gibi çevresel faktörlerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, öğretmen motivasyonunu artırmaya yönelik iyileştirmelerin hem eğitim politikaları hem de okul yönetimi düzeyinde ele alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p> Gülay GÖNÜLAL Hakan METİN Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2025-12-21 2025-12-21 5 2 1096 1116 10.5281/zenodo.18007910 Ebeveynlerin Tükenmişlik Deneyimleri https://asesssjournal.com/index.php/pub/article/view/167 <p>Bu çalışmanın amacı, ebeveynlerin "tükenmişlik" olgusunu nasıl deneyimlediklerini ve bu deneyime ne gibi anlamlar yüklediklerini derinlemesine anlamaktır. Araştırmada, ebeveynleri tükenmişliğe iten nedenler, bu sürecin duygusal ve davranışsal yansımaları ile ebeveynlerin kullandığı başa çıkma stratejileri incelenmiştir. Olgu bilim modeline göre tasarlanan bu çalışmaya, Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan, farklı sosyo-demografik özelliklere sahip 26 ebeveyn katılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmış ve tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın bulguları a) ebeveynlik tükenmişliğinin kaynakları, b) tükenmişliğin duygusal ve davranışsal yansımaları ile c) başa çıkma stratejileri ve koruyucu faktörler olmak üzere üç ana tema altında toplanmıştır. Sonuç olarak, ebeveyn tükenmişliğinin bireysel bir sorun olmaktan ziyade, ekonomik, sosyal ve ilişkisel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan çok boyutlu bir olgu olduğu görülmüştür. Bulgular, ebeveynlerin ruh sağlığını korumak ve aile içi ilişkileri güçlendirmek için sosyal ve yapısal destek mekanizmalarının (özellikle eş desteği ve erişilebilir sosyal ağlar) güçlendirilmesinin kritik önem taşıdığını göstermektedir.</p> Yahya ŞAHİN Yahya AKTU Telif Hakkı (c) 2025 Ases Ulusal Sosyal Bilimler Dergisi https://creativecommons.org/licenses/by/4.0 2026-01-05 2026-01-05 5 2 10.5281/zenodo.18151549